Türklerde Çadırcılık

Çadır, Taşınması ve kurulması çok kolay olduğundan çadırlar göçebe toplumlar tarafından kullanılan bir mesken türüdür. Toplum bilimciler ve tarihçiler, insanoğlunun mağaradan çıktıktan sonra yaşadığı ilk meskenin “çadır” gibi bir yapı olduğu konusunda fikir birliğine varmışlardır.  Çadır”, eski şekli “çatır”, Farsça “çadır” dan veya Türkçe “Çat” kökünden türetilerek meydana gelmiştir. (Osm. Hayme) Türkler bu tür meskenlere. “ev, iv, oba, otak, kerekü, gereke, çerge, çatır ve çetir”de derler. ( Abdülkadir İnan,”Orta Asya Türklerinde Çadır ve Kımız”, T.Folklor Araş. Temmuz 1973, sayı:288) islamiyet öncesinde çadır türklerin atları sırtında taşıdıkları evleriydi. Göçer hayat yaşayan Türklerin evleri, obaları, şehirleri çadırlarıydı. Çadırların taşındığı veya üzerinde çadır kurulu olan yüksek arabaları vardı. Keçe, hayvan derileri veya dokumadan yaptıkları çadırların büyüğüne yurt denirdi. Yurt kelimesi günümüzde anlam genişlemesine uğrayarak vatan anlamına dönüşmüştür. Bu dönemde Eski Türklerin en önemli yaşam alanını çadırlar oluşturuyordu. Eski Türklerin konar göçer yaşama biçimlerinbde çadırlar ve arabalar çok önemli bir yer işgal ediyordu.Yaylak ve kışlak arasında göçlerde, hayvan koşulan arabalar yeğleniyordu. Bu taşıt araçları, bozkır hayatında rakipsiz hüküm sürüyordu. Bu arabalar öküzler ve daha da seyrek olarak develerle çekiliyordu. Pazırık Kurganında bir mezarda bulunduğu gibi bu arabaların boyutları oldukça büyük idi. Eldeki bir örnekten anlaşıldığına göre, yüksekliği 3 metre, genişliği 3,35 metre, tekerleklerin çapıysa 2,15 metreydi. Çin kayıtlarında olduğu gibi, “yüzlercesi aynı zamanda düz bir çizgi halinde ağır ağır ilerler” durumundaydı. Hun döneminde ailelerin taşınması için iki tekerlekli Çinliler’in “tie-lo” ya da “ting-ling” dediği arabalar da kullanılmaktaydı. Bu büyük arabaların üzerinde kurulmuş olan dev çadırlar bulunuyordu. Tam anlamıyla birer göçebe arabası olan bu arabalar, içinde ev tanrılarının taht kurduğu, kadınların yün eğirdikleri, dikiş diktikleri, gerçek birer konuttu. Bu arabaların kullanılması “keçe çadır”dan yararlanılmasını ortadan kaldırmamıştır ya da ikame edilen bir gereç değildi. Göçün sonunda toprağa “keçe çadırları” kurulurdu. Devlet erkanı için dikdörtgen ya da kare tabanlı çadırlar ve halk arasında yuvarlak çadırlar kullanılıyordu. Bu çadırlara “yurt” denilirdi. Yurt bugün Türkçe’de, “ülke, konaklama yeri, kişinin üzerine evini inşa ettiği toprak parçası”anlamına gelmektedir. Birbirine yan yana bağlanmış keçe kaplı, esnek odunlardan yapılan yurtlar, yuvarlak tabanlı ve büyük bir çan şeklindeydi. Üst ucunda bir duman deliği vardı. Çadırın ortasındaki ocağın üstüne açılan ve aşağıdan kapatılabilen bu delik, çadırın ana eksenini oluşturmaktaydı. Çadırlarda kapı “güneşin doğduğu yöne saygı” nedeniyle doğuya açılırdı. Eski Türkler tarafından kesin şekilde uygulanan bu kural, 10.yüzyıla doğru güneşin geçtiği en yüksekteki nokta göz önüne alınarak güneye açılacak şekilde yapılmaya başlanmıştır. Evin yönleri, dört ana renkle adlandırılırdı: Ak, Kara, Sarı, Kızıl. Çadıra girişte “kapı girişine basmak ve oturmak” ata ruhlarının giremeyeceği inancıyla yasaktı. Yerleşik olmayan halk “yurt” ya da “otağ” adı verilen çadırlarda kalırdı. Yerleşik halk ise kerpiç ve ahşap malzemeden yapılan evlerde kalıyordu. Türk göçebe topluluklarının kullanmış oldukları çadır tıpı üç türlüdür: 1) Karaçadır; (Kılçadır)  2) Alaçık, yanların yerden başlayarak kaba taş ile örüldüğü, üst tarafın ağaç ve kamış çubuklarla örülerek keçe kaplandığı yarım kubbe şeklinde bir yapıdır. 3) Topak ev Emirdağ yöresinde rastlanan Emirdağ tipi Topak evi, bin yılı aşkın bir süredir, Türklerin, Moğolların, Kırgızların, Özbeklerin, Kazakların; Mançurya’dan Anadolu’ya, Urallar’dan; Afganistan’a kadar uzanan dünyanın dörtte birini oluşturan alanda, Türklerin “yurt”, “topak ev”, Kırgızların “kiyiz üy-keçe ev” adlandırdığı, yuvarlak ve tavanı kubbeli ve açık olan bir çadır tipidir. İslamiyetin kabulü ile çadır geleneğinin yok olmadığını Hünkarların sefer , av veya eğlence törenleri için otağları tercih ettiği görülür. Yerleşik hayata geçememize rağmen çadır geleneği günümüze kadar devam etmiş 18 yy dan itibaren kısmen önemini yitirmeye başlamıştır. Her şeye rağmen çadır ve geleneği günümüzde de yaşam alanımızda varlığını sürdürebilmektedir. ALTAY TÜRKLERİNİN ÇADIRLARI Şalaş Çadırlar: Göçebe Güney Altaylılar tarafından kullanılan bu çadır tipinin gayet basit bir yapısı vardır.  Çubuklardan yapılan bu çadırın iki tipi vardır. Birincisi halka şeklinde ki keregele(duvar) bükülerek yerleştirilen uzun ağaç çubukların(uık -uh) üzerinin ağaç kabuklarıyla veya keçe ile örtülmesi sonucu elde edilen barınak türüdür. Bu tip çadıra Altay Türkleri’nin “Sooltı” veya “Alançik” olarak ifade ettikleri de olur. Altay  Altay Türkleri’nde Kırgız Türkleri’nin çadırlarına benzer çadırlarda bulunmaktadır. Keçeli çadır türüne örnek olan bu çadırlara “upke” veya “pükme” denir. Görünüş olarak güzel olmasının yanında ağaç kabukları ile korunan tiplere nazaran doğa şartlarına çok daha dayanıklıdır. Güney Altay Türkleri geniş alanlarda yaşamayı sevdikleri için kalabalık yerlerde bulunmazlardı. Bundan dolayı da “aıllar-köyler” üç ile beş çadırdan fazla olmaz. Akrabalardan oluşur bu aıllar. Bu şekilde yaşayan Altay Türkleri’nin çadırları da ağaç kabuklarından yapılmış olup, sadece kapıları hayvan derisinden olur. Çadırın tam ortasında bulunan ocaklar hem ısınmayı hem de yemek pişirmeyi sağlar. Bu ocağın hemen üst kısmında çadırın üzerinde bir açıklık bulunur. Ocağın hemen arkasında, kapının tam karşısında büyük ve parlak gözleri olan totem bulunur. Bununla beraber dokuz parça bez “somo” bağlanan ip bulunur. Bu ipin ortasındaki bezde bir hayvan resmi vardır. Bu resimler çadırdan çadıra farklılık gösterebilirler. Altaylarda yaşayan bir diğer Türk boyu ise Teleütler’dir. Teleütler’in çadırları yazlıktır. Koni şeklinde  ve çalı çırpıdan oluşan bu çadırın üzeri ağaç kabuklarıyla kapalıdır. Çadırın çapı 3 sajen (1 Sajen=2,13m)’dir. Kapıları da doğuya bakmaktadır. Kırgız  TUVA ÇADIRLARI Sibirya bölgesinde olan Tuva Türkleri’nin kullandığı çadırlar Altay Türkleri’nin çadırlarından farklıdır. Daha çok Moğol çadırlarına benzeyen Tuva çadırları Sibirya bölgesinin en görkemli çadırlarıdır. Tuva Türkleri zorlu doğa koşullarına rağmen hem göçebe Türk Kültürü’nden gelen alışkanlık hem de doğaya olan bağlılık ile çadırlarda yaşamışlardır. Ayrıca çadırların kolay kurulumu, gereçlerinin kolay bulunabilmesi gibi nedenler de çadırları göçebe hayatın temsilcisi haline getirmiştir. Tuva Türkleri’nin yerleşim yerleri olan “aıllar”, kış aylarında iki ile beş çadırdan, yaz aylarında onbeş civarında çadırdan oluşmaktadır. Batı Tuva’nın  geleneksel barınağı keçeli çadırlardır. Bu çadır Moğol çadırı tipindedir. Doğu Tuva bölgesinde ise “Çum” adı verilen, iskeleti “uık” adı verilen ağaç çubuklardan oluşan çadır kullanımı yaygındır. Bu tip çadırlar yaz aylardan ağaç kabukları ile örtülüdür. Kış aylarında ise boğa derisiyle üzeri örtülüdür. Moğol tipi çadırlarda olsun, Çum’da olsun, bütün Türk çadırlarında olduğu gibi kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı yerler vardır. OSMANLILARDA ÇADIR GELENEĞİ Osmanlılarda değişik türdeki çadırları, önceden yapılıp Mehterhane ambarlarında depolanarak korunmakta ve ihtiyaç halinde muhasebe başkanlığından gene, padişahın emir ve izinleriyle verilmekte idi. Padişahın bir yere göç etmesi halinde kullanılmak üzere yaptırılan çadırların, mehterhane ambarına teslim edilmek üzere yapılan listede, çadırların kimler için, ne amaçla yapıldığı ve kullanılan malzemelerin miktarlarıyla en ince ayrıntılarına kadar gösterilmesi konuya verilen önem açısından dikkat çekicidir. Osmanlı dönemi saray ve ordu çadır türlerini genel olarak şöyle sıralamak mümkündür: 1) Otağı Hümayun-Padişah çadırı-Hünkâr Çadırı 2) Otağ-ı Asafi-Paşa Çadırı, Divan Çadırı, 3) Sokaklu çadır-Perdeli çadırlar 4) Halvet ( Görüşme ) Çadırları 5) Çadır-ı Hazine, 6) Kurba çadır-Hamam Çadırı, 7) Hastahane Çadırı 8) Kilar çadırı-Çadır-ı Kilar, 9) Çadırı Sarraçhane, 10) Çadır-ı Matbah-Mutfak çadırı, 11) Çile çadırı-Ceza çadırı, 12) Asker çadırları Türk çadırları sınıfına dahil olan en gelişmiş çadır türü. Otağ-ı Hümayun adı verilen sultan çadırlarıdır.88 Padişahın sefer sırasında yatıp kalktığı başkumandanlık karargahı olarak kullandığı savaş divanının toplandığı gezici saray büyüklüğünde, pek çok daireden oluşan çok direkli kırmızı çadırdır. Otağ-ı Hümayunlar Padişahın sefer sırasında yatıp kalktığı başkumandanlık karargahı olarak kullandığı savaş divanının toplandığı gezici saray büyüklüğünde, pek çok daireden oluşan çok direkli kırmızı çadırdır. Sultan dışında yalnızca en büyük dini yetkili Şeyhü’l-İslam, vezirler ve büyük eyaletlerin yöneticileri olan Beylerbeyi kırmızı kumaştan yapılan bu çadırda oturma hakkına sahiptirler. Barış zamanında, padişahın yazlığa veya uzak bir yere gidişinde kullanılırdı. Sultan çadırları daima çevreyi en iyi şekilde gören küçük bir tepenin üzerine kurulurdu. Çadırın kurulduğu yer aynı zamanda Sultanın en üst rütbede bulunduğunu vurgulamaktadır. Doğal olarak sultan çadırı, boyutları ve dış süslemeleri ile diğer çadırlardan üstün olduğunu göstermek zorundadır. Sefer çadırları çift olup, biri kullanılırken diğeri bir sonraki menzilde kurularak padişaha hazır bekletilirdi. Padişah çadırın kurulup toplanması ile görevli olanlara saray teşkilatında “ÇADIR MEHTERLERİ” veya “HAYME MEHTERLERİ” denirdi. İçi bölmelerle ayrılmış içice iki çadır şeklinde olan Sultan çadırlarında, padişahın oturduğu, kısmın etrafında yine perdeler ile ayrılmış bir gezinti yeri bulunurdu. Burada nöbetçiler ve savaşçılar beklerdi. Padişah çadırının duvar ve tavanları iki kat kumaştan olup, pencereleri bulunurdu. İçi, toprak zemin üzerine hasır ve keçeler ile kaplanır, bunların üzerine kürk halı serilirdi. Kenarlara, kolay kurulup sökülebilen oymalı, süslü ağaçtan yapılmış sedir ve divanlar yerleştirilirdi. Üzerlerine şilteler, yataklar serilir, nadide nakışlı kumaşlar örtülürdü. Kışın çadırın içi, süslü mangallarla ısıtılırdı. Duvarlara işlemeli kumaşlar ve ince halılar, geceleri ışık vermesi için de altın ve gümüş şamdanlar asılırdı. Bu çadırlar önceleri, ‘YURT”, “TOPAK EV” veya “KUBBE ÇADIR” denilen, etraf duvarları kafes şeklinde yapılmış panolardan oluşmakta iken, dokumacılığın ilerlemesi ile özellikle XVII. yüzyıldan itibaren karacadır biçiminde, iki veya üç direkli büyük ve geniş çadırlar şeklinde yapılmaya başlanmıştır. Bu tip padişah çadırları alt kısmı pamuk veya kendir ipliğinden su geçilmeyecek şekilde dokunmuştur. Bunun üzerine de ikinci kat olarak kırmızı ipekten ve haricen rankli şerit ve sırma ile işlenmiş motif ve saçaklar ile süslenmiş ipek kumaşlar örtülerek yapılırdı. En yüksek dinî yetkili olan Şeyhü’l-İslam, vezirler, Beylerbeyi ve şehzade çadırları da kırmızı kumaştan olurdu. Avrupalıların hayret ve hayranlıkla izledikleri bu saray büyüklüğündeki otağlar, İslam öncesi Türk hakanlarından devam ettirilen bir geleneğe dayanıyordu. Çadır Köşkü Konumu Çadır Köşkü, Beşiktaş – Ortaköy caddesindeki girişi Çırağan Sarayı karşısında olan Yıldız Parkı içinde sol tarafta kalmaktadır. Parkın iki büyük havuzundan biri köşkün önünde yer almaktadır. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından UM064 envanter numarasıyla mimarı anıt olarak kabul edilen köşk, 01.01.1997 itibariyle kafeterya, lokanta olarak işletilmektedi Tarihçesi 1871 yılında Çırağan Sarayı’na ait olan koruda, Sultan Abdülaziz’in (1861–1876) isteğiyle “Sedir Köşkü” olarak inşa edilmiştir. Bahçe dekoru Sarkis Balyan ve kardeşleri tarafından yapılmıştır.Sultan II. Abdülhamit (1876–1909) tahta çıkışından sonra deniz kenarında yaşamayı tehlikeli bulduğundan dolayı Dolmabahçe Sarayı yerine Yıldız Sarayı’na yerleşmiş, Çırağan Sarayı’na ait bazı bölümleri de bu saraya eklemiştir. Çadır Köşkü’nde Mithat Paşa ve arkadaşlarının sorguları yapılmıştır ve Mithat Paşa altmış altı gün köşkün bodrum katında tutuklu kalmıştır. Bu olaylardan sonra köşk kapatılmış, yalnızca harem gezilerinde birkaç saatliğine kullanılmıştır. Köşk, Abdülhamit’in hallinden sonra uzun yıllar kapalı kalmış, 1940 yılında Maliye Bakanlığı’nca İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmesi ve korunun “Yıldız Parkı” olarak adlandırılmasından sonra Çadır Köşkü onarılmış, 1949 -1960 yıllarında Avadis Çakır isimli pastane sahibi tarafından “Markiz Pastanesi” olarak işletilmiştir. 27 Mayıs 1960 İhtilali sonrasında Çadır Köşkün’de Tanzimat Müzesi kurulmuştur. 1982 yılında diğer köşklerle beraber kullanım ve işletme hakkı Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’na verilmiştir. Kültür ve Tabiat Varlıklarırıı Koruma Yüksek Kurulu’ nun. 28 Şubat 1995 Tarih ve 378 sayılı ilke kararının “Bakım Maddesine” göre 1995 Haziran ayında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından devir alınmasıyla restorasyon çalışmalarına başlanmış ve köşk bütünüyle restorasyondan geçirilmiştir. 01.01.1997 itibariyle tarafından lokanta olarak işletme açılmıştır Fiziksel özellikleri Çadır Köşkü kesme taştan beyaz ve kırmızı rengin hâkim olduğu bir cephe görünümüne sahiptir. Oldukça sade, dikdörtgen şeklinde bir plana sahip olan köşk, alçak tavanlı bir bodrum ile üstündeki tek kattan meydana gelmektedir. Simetrik planlı yapıya giriş iki kıvrık kollu bir merdivenle sağlanmaktadır. Bodrum girişi isi bu merdiven kollarının arasında kalan bir kapıdan yapılmaktadır. Ön cephedeki bu merdivenlerin bitimindeki küçük terasla binanın ana katına girilmektedir. Burada bir de dış antre bulunmaktadır. Yarım daire biçiminde, kemerli giriş kapısının iki yanında birer ince uzun dikdörtgen şeklinde pencereler bulunmaktadır. Ön cephede ayrıca bir balkon, iki yana salona açılan ikili basık kemerli iki pencere grubu yer almaktadır. Yan cephelerde ikişer gruplar halinde uzun ince pencereler yer almaktadır. Basit bir iç kurulum oluşturulan köşkte giriş kapısı dar bir antreden giriş sofasına ulaşılmakta olup bir salon daha bulunmaktadır. Üst katında, üç oda, büyük bir salon, tuvalet ve küçük hol vardır. Bodruma ayrıca holden bir merdivenle giriş yapılabilmektedir. Bodrumda iki büyük oda, salon, hol ve tuvalet mevcuttur. Bodrum katı mutfak olarak kullanılmak amacıyla yapılmıştır.  Boz-Üy (Keçe Çadır) Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 737×552 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayın Türkiye Türkçesi’nde “oba” olarak da söylenen Kırgız geleneğine uygun çadır evlere “Boz-Üy” denilmektedir. Boz-üy kelimesinin Türkiye Türkçesi ile karşılığı boz evdir. Daha çok Türk olmak üzere sonradan Türklerin tesiri ile Moğol halklarında da kullanılmış olup seyyar ev şeklindedir. Kırgızistan’da, tabiat turizminin ve yayla kültürünün yaygın olduğu yerlerde Boz-üy (Boz-ev) olarak isimlendirilen örfi ev tipleri görülmektedir. Göz alıcı şekilleri ile hakan çadırı misali Kırgızistan’da kır alanlarında çok rastlanır. Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 881×337 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayın Keçeden yapılır. “Bozüy”, soğuk, sıcak, yağış durumlarında dayanıklıdır ve koruyucudur. İçi kışta sıcak, yazda serindir. Kurulup taşınması kolay olup göçmen halk için her an istenildiğinde kurulabilen bir evdir. “Bozüy”ü oluşturan ağaç sırıkları, keçe ve ip ana malzemesidir. Çeyrek asır dayanıklı olan bozüy büyüklüğüne göre dört kanat, altı kanat, sekiz kanat, on iki kanat olur. Ya da “uuk” denilen kubbesinin sırıklarına göre “50, 70, 80 , 100 başlı” diye de adlandırılır. “Kerege” ise kubbe bölgesindeki eğrilmiş sırıklardan yere kadar olan eğri ağaç duvarlardır. Uuk ve kerege, bozüyün kaburgasını oluşturur. Çoğunlukla kayın ağacından yapıldığı görülür. Geleneğe göre bozüyü kadınlar dikmektedirler. Erkekler sadece “tündük” bölümünü üste yerleştirmeye yardımcı olmaktadırlar. Tündük , bozüylerin üstünde baca misali pencere yeridir. İçeriye hem ışık girer hem de üstten temiz hava girer. Kırgızistan bayrağının da ilham kaynağı olan bu tekerlek şeklindeki göğe gösteren yere Kırgız Türkleri “tündük” demektedirler. Kırgızistan bayrağı; kızıl döşeme üzerinde sarı alevli 40 kollu bir güneş şeklindedir. Güneş resminin ortasında geleneksel Kırgız çadır-ev (bozüy) şeklindeki tündük adı verilen yukarıdan pencere bulunur. Bozüyde eşik denilen kapıdan girişte sağ tarafta mutfak, sol tarafta oturma yerleri bulunmaktadır. Dinlenmek, kültürü tanımak, yöreye özgü yemeklerden tatmak ve Türk ulusunun şifalı içeceği kımız içmek için bütün ortam turistlerin hizmetine sunulmuştur. Gidilen çoğu yerde yol boyunca, dağ yamaçlarında bozüyler görünmektedir. Bozüy artık Kırgızistan’ı temsil eden bir görüntü olmuştur. Yol kenarındaki duraklarda bozüy şeklinde görülen restoranlar, manavlar, dükkânlar v.b. gözle görülen kültürü yansıtan öğelerdir. Turistik mekânlara yakın yerlerde kurulmuş bozüyler de bulunmaktadır. Bu bozüylerde yaşayanlar gelen iç ve dış turistlere hem bozüy’ü tanıtmakta hem de yiyecek-içecek satışı yapabilmektedir. Taze kımız bütün turistik bozüyler de satılmaktadır. Bozüy, İngilizce, Rusça gibi batı dillerine “yurta” olarak geçmiştir. Kırgız Türkçesinde “Yurt (Curt)” kelimesi bozüyün alanı için söylenir. Rus literatüründe; Rusya Federasyonu içindeki Türk ülkelerinden Hakas ve Tuva bölgelerinde, turistlerin kamp yapmak için yurt (yerel çadır) kullandıkları belirtilmiştir.

TARİHİ OSMANLI ÇADIRLARI VE ÖZELLİKLERİ

Otağ-ı Asafi, Paşa Çadırı, Divan Çadırı Vezirlere mahsus çadırdır. Çok geniş bir alana oturtulmuş birkaç direkli, padişah çadırları gibi içi, dışı nakışlı sayebanlar ile süslü duvar ve tavanları iki kat kumaştan yapılmış, pencereleri ve perdeleri bulunan muhteşem bir çadırdır. Etrafı çadır bezinden yapılmış bir perde ile örtülerek içeri girilmesi hatta görülmesi yasak olan bir meydan halindedir. Bu çadırda sadrazam ve sardar-ı ekremler (başkumandanlar) toplantı yaparlar, resmi kabulde bulunurlar. Savaş görüşmelerinin planlan burada yapılır, ziyafetler burada verilir, devlet adamları burada kabul edilirdi. Bu çadır, ara bir çadırla padişah çadırına bağıntılı olurdu. Halvet Çadırı Sadrazamın şahsına mahsus olup, bu çadırda yatıp dinlenirdi. Padişah çadırında olduğu gibi bu çadırlarda da soğuk havalara karşı tok, kalın, sırma işlemeli bezden yapılırdı. İçerinin dıştan görünmemesi için etrafına çevrilen dış etekliğin (zokak) önünde bir de kapısı bulunurdu. Sokaklu Çadır, Perdeli Çadır İpler ve bezlerden meydana gelen perdeli çadır, sefer sırasında sancakbeyinin barınağı görevini yapardı. Aynı şekilde abrizli çadırlara da rastlanmaktadır. Abriz terimi Farsça olup, kuyudan su çekmeye yarayan kovayı ifade etmektedir. Abrizli çadır teriminden muhtemelen, kısa bir temizlik yapılabilecek perdeli çadırı anlamak mümkündür. Çadır-ı Hazine Hazine çadırı, sancakbeyinin sefer sırasında savaş hazinelerini muhafaza ettiği çadırdır. Kurba Çadır, Hamam Çadırı Kurba ismi verilen çadır aynı zamanda hamam olarakta kullanılmakta idi. Hastahane Çadırı İçerisi değişik bölmelere ayrılmış, hastalara mahsus çadırlardır. Kilar Çadırı, Çadırı Kilar Bu çadır, sefer sırasında yiyecek stoklarının saklanmasına yaramaktadır. Çadır-ı Saraçhane Bu çadır da, eyer ve deri işlerinin yapıldığı çadırdır. Çadır-ı Matbah, Mutfak Çadırı Mutfak görevi yapacak bir çadırdır. Çile Çadırı, Ceza Çadırı Cezalı askerler için kullanılan hapishane ve çile çadırlarıdır. Muhtelif Sınıf Asker Çadırları Kapıkulu denilen piyade ve benzeri meslek sınıfı askerlerinin yatmaları ve dinlenmeleri için kullanılan hemen hemen birbirinin aynı yapıda olan çadırlardır. Süvari askerlerine mahsus ve içeride kılıç, mızrak, gibi silahlan ile koşum takımlannı muhafaza edebilecekleri bölmeler bulunur. Bu çadırlara ilave olarak kullanılmış olan çadır türleri şöyle sıralanabilir. “Kapalı Memşa” (Hela Çadırı) “Tepeli Memşa” (Kapalı Memşa) “Tenteli Memşa” “Tepeli Çeşme Çadırı” “Açık Çeşme Çadırı” “Kubbe Çadırı” “İbadet Çadırı” “Gizli Görüşme Çadırı”.

otag-i-humayun-padisah-cadiri-hunkar-cadiri

Yurt (çadır)

Yurt, Orta Asya’da Türk ve Moğol göçebelerinin ev olarak kullandığı çadırlara verilen ad. Yurt çadırları genellikle ahşap kafes işi, keçe kaplamalı ve taşınabilir çadırlardır.

 

osmanli-yoruk-cadiri-kil-cadiri

Otağ Çadırı

Otağ – Türk, Altay ve Moğol halk kültüründe Hakan Çadırı. Büyük ve görkemli çadır. Otak (Otav) veya Otu (Otuv) da denir. Moğollar ise Macan (Majkan, Mayhan, Mayıkan) derler. Çadırdan farkı, yuvarlak ve süslü olmasıdır. Osmanlı’da Padişah çadırlarına bu ad verilmiştir. Yeryüzü büyük bir otağa benzetilir. Yaşam Ağacı ise onun ortasındaki direktir. Türk kültüründe çadır önemli bir yere sahiptir. Kırgızlar Bozuy derler. Farklı renklerdeki çadırlar farklı anlamlara gelir. Ak Otağ, Kara Otağ, Kızıl Otağ, Sarı Otağ gibi… Oğuz Han ölüp de yerine oğlu Gün Han tahta çıkınca kendi Altın Otağ kurdurur. Kendi otağının sağ yanına altı, sol yanına da altı çadır kurdurur. Sağ tarafa 40 kulaçlık bir direk diktirip başına altın bir tavuk koydurur, dibine ak bir koyun bağlatır. Sol yanına da 40 kulaç bir direk diktirip onun üzerine de gümüş bir tavuk koydurur, dibine kara bir koyun bağlatır. Koyun güç simgesidir. Bu bağlamda Türk yurdu ve devleti üç boyutludur. Doğu-Batı (Sağ-Sol), Kuzey-Güney ve Gök-Yer.

  1. Akça Otağ: Kağan (Hakan) Çadırıdır. Korkut Ata öykülerinde Han’ların verdikleri şölenlerde, erkek çocuğu olanların oturduğu çadırdır.
  2. Gökçe Otağ: Kam Çadırıdır. Şamanlar, din adamları veya bilge Kocalar ayrı bir öneme sahip olup mavi renkli çadırda otururlar.
  3. Boz Otağ: Han Çadırıdır. Hanların seviyesi Hakana göre biraz daha düşük olduğu için biraz daha düşük bir statüyü ifade eder. Ayrıca vezirlerin çadırı da boz renklidir.
  4. Kızıl Otağ: Yüksek rütbeli ve saygın konumlu Devlet görevlilerinin otağıdır. Han’ların verdikleri şölenlerde, kız çocuğu olanların oturduğu çadırdır.
  5. Sarı Otağ: Düşük rütbeli Devlet görevlilerinin otağıdır. Han’ların verdikleri şölenlerde, kız çocuğu olanların oturduğu çadırdır.
  6. Kara Otağ: Soylu olmayan, sıradan halkın içinden çıkan ama sonradan mevki edinen Han’ların otağıdır. Ayrıca Han’ların verdikleri şölenlerde, çocuğu olmayanların oturduğu çadırdır.
  7. Yeşil Otağ: Din adamlarının çadırıdır. İslam dininin etkisiyle ortaya çıkmış olması muhtemeldir.

Otağ, Türk kültüründe önemli yer tutan büyük ve süslü geçici konakdır. Genellikle sefere çıkan kağanların konaklamak için ovaya kurdurduğu kurma evlerin bütününe verilen isimdir.

Otak ve çadır asla karıştırılmamalıdır. Çadır ÖzTürkçede ‘şemsiye’ anlamına gelir. Otak ise normal bir çadırdan kat kat daha kompleks, sağlam ve gelişmiştir.

Türklerde Çadır ve Çadırların Özellikleri

ürklerin hayatında çadır önemli bir yere sahiptir. Bu çadırların özellikleri ve iç yapısı hakkında bilgiler

Eski Türk ailesinin hayatı, genelliklekonar göçer bir tarzda geçmekteydi. Bundan dolayı, göçebe Türk ailesinin sabit meskeni bulunmamaktaydı. Onun meskeni, derme çadırlardan ibaretti. Çadırlar da kağnılar, develer ve katırlar üzerinde bir yerden başka bir yere devamlı taşınırdı. Bu çadırlara “çum”, “kapa”, “alaçik” (loçik),4 “yurt” veya “keregü” gibi adlar verilmekteydi. En eski çadır tipine, Abakan bölgesindeki Boyarı dağı kaya resimlerinde rast gelinmektedir.

Çadır, en basit şekliyle uçları tepede bir halka (çıngırak) etrafında birleştirilmiş sırıklardan veya açılıp kapanabilen ahşap kafeslerden meydana getirilmekteydi. Sırıkların veya kafeslerin üzeri keçe veya kıl çadırlarla örtülmekteydi. Evdeki konfor, çadırda da vardı. Sıcağa ve soğuğa karşı korunaklı idi. Sökülmesi ve kurulması Türk ailesinin en fazla bir saatini alıyordu. Çadırların renkleri, Türk ailesinin sosyal ve ekonomik durumunu göstermekteydi. Meselâ, beylerin çadırı, ak renkte olmaktaydı.

Çadırın tek kapısı bulunmaktaydı ve o da doğuya açılmaktaydı. Tepesinde de bir duman deliği bulunuyordu. Dolayısıyla, çadırın tam ortasında ısınmada ve yemek pişirmede kullanılan “ocak” yer almaktaydı. Ocakta bir “saç ayağı”, onun üzerinde de yemek pişirilen büyük bir tencere durmaktaydı. Ocağın hemen arkası, ailenin yaşlılarına, reisine ve misafirlere ayrılmaktaydı. Bu kısma “tör” (baş köşe) adı verilmekteydi. Sedir veya kanepe şeklinde olan tör, çeşitli renk ve desenlerde yapılmış keçeler, halılar, kilimler ve değerli hayvan postlarıyla döşenmekteydi. Tör’ün üst kısmındaki çadır kafeslerine, aile efradına ait silâhlar ile binit ve koşum takımları asılmaktaydı. Çadırın orta direğinde daima keçeye sarılmış bir kımız tulumu asılı durmaktaydı. Türklerin başlıca içkisi olan kımız, kısrak sütünün deri tulumlarda mayalanması ve arada sırada çalkalanmasıyla yapılmaktaydı.

Çadırın zeminine keçeler, halılar, kilimler ve hayvan postları serilmekteydi. Çadır kapısının sağ tarafında bulunan kısım kadınlara aitti. Burada deri tulumlar, ahşap kaplar, kovalar, yemek tasları ve kepçeler (çömçe), üç ayak (üç yak veya çak), ekmek teknesi ve ibrik (ıvrık) bulunmaktaydı. Çadırların bir köşesine de içinde çeşitli malzemelerin konduğu çuvallar, heybeler ve torbalar yerleştirilmekteydi.

Çadır Nedir? Çadır Çeşitleri Nelerdir?

Çadır Nedir? Çadır Çeşitleri Nelerdir? Çadırın tarihçesi, özellikleri hakkında bilgi.

cadirÇadır;Kalın bezden veya keçe, deri yahut kıl dokumadan yapılan, bir veya daha fazla direklerle çatılıp kurulan barınma yeridir. Osmanlı savaş gemilerinde kıç tarafta bulunan tenteye de çadır denirdi. Kaptanpaşa gemisinde ilk zamanlar bu tenteler seraser denilen kumaştandı. Sonraları yeşil ve nihayet kırmızı kadifeden yapıldı.

Bir barınma yeri olarak kullanılan çadırın çeşitli biçimleri vardır. Çadırlar, en eski zamanlarda, hatta tarih öncesi devirlerinde bile, insanların mağaralarla aynı zamanda kullandıkları bir barınaktı. Mimarlık birçok unsurlarını çadırdan almıştır. Bu bakımdan, sanat ve mimarlık tarihinde çadırın çok önemli bir yeri vardır. Yüzyıllar boyunca göçerek yaşamak zorunda olan Türklerin kullandıkları, kurulup sökülen ve kolayca taşınan çeşitli şekillerdeki bu meskenlere, çadırdan başka şu adlar da verilmiştir: Oba, otak, kerekü, gereke, ev, iv, iy, çerge, çergi, çatır ve çetir. Osmanlılarda öteden beri kullanılan çadırlar hep bezden yapılırdı, Çadır yapılan bez, bu iş için kalın kendir ipliğinden dokunan ve çadır bezi denilen bir cins bezdir. Gayet sık dokunduğu için suyu geçirmez. Bu bezi dikmek ve çadır yapmak Türkiye’de ayrıca bir sanattı.

Osmanlı çadırlarının en basit şekli, iki tarafa akıntılı iki tavanı ve yanlarında üçgen biçimi örtüleri olan bez çadırlardır Bunlar karşılıklı olarak yere dikilen, bir buçuk adam boyunda, iki direk arasına gerilir. Bu basit çadırların bir çeşidi de etekleri daire gibi açılan, ortadaki bir direk üstüne tutturularak kanatları iplerle gerilen konik (mahruti) çadırlardır. Bunların dikdörtgen şeklinde olanları da vardır. Çadırların tavanını teşkil eden konik şekildeki külaha çadır tepeliği denir. Çadır bezlerinde, çadır direklerinin kaymasını önlemek için yerleştirilmiş oyuk ağaç kısımlar vardır. Bunlara çadır Çanağı denir. Tepeleri konik, kenar duvarları düşey olan çadırlarda, etrafı örten ve yere inen bir kısım vardır ki buna çadır eteği denir. Çadırların alt tarafından toz ve toprağın girmemesi için konulan bir karış genişliğindeki parçaya çadır tozluğu denir.

1- Kızılderili çadırı 2- Yuvarlak Orta Asya Çadırı 3,4- Kamp çadırı 5- Mahruti (konik) çadırlar
1- Kızılderili çadırı 2- Yuvarlak Orta Asya Çadırı 3,4- Kamp çadırı 5- Mahruti (konik) çadırlar
Çadır Çeşitleri

Osmanlı İmparatorluğu devrinde kullanılan çadırlar, kullanıldıkları çeşitli yerlere göre şöyle adlandırılırdı:

Hünkar Çadırı (Otağ-ı Hümayun). — Padişahlara mahsus çadırlardır. Gayet geniş bir salon şeklinde çok direkli çadırlardı, içi bölmelerle iki kısma ayrılırdı. İç içe iki çadır şeklinde olan bu çadırlarda padişahın oturduğu kısım etrafında gene perde ile ayrılmış bir gezinti yeri bulunurdu. Burada muhafızlar ve muharipler beklerdi. Padişahlar sefere gittikleri vakit bu çadırlarda otururlar, yanlarında da vezirlerin ve paşaların çadırları bulunurdu. Hünkâr çadırlarının duvar ve tavanları iki katlı olur, gene bez ve ipten yapılmış pencereleri, parmaklıkları ve bunları örten perdeler bulunurdu. İçi atlas, kürk ve halılarla döşenirdi.

Paşa Çadırları. — Geniş ve birkaç direkli olurdu. İçi, dışı nakışlı sayvanlarla süslüydü. Duvar ve tavanları iki katlıydı, pencere ve perdeleri bulunurdu.

Divân Çadırı (Otağ-ı Asafi). — Burada serdar-ı ekremler (başkomutanlar) ve sadrazamlar resm-i kabullerde bulunurdu, savaş plânları görüşülür, yemek yenirdi.

Halvet Çadırı. — Sadrazamlara mahsustu. Padişah çadırlarında olduğu gibi bu çadırların da soğuk havalara mahsus tok bezden yapılmış bir cinsi daha vardı. İçerisi görülmesin diye dış etekliği önünde bir de kapısı bulunurdu.

Kurba Çadır. — Ortasında çadır direği bulunmıyan bu çadırlar hamam olarak kullanılırdı.

Hastane Çadırı. — Gayet büyük olan bu çadırlara sıra sıra karyolalar yerleştirilir, hasta olan kimselere, yaralılara burada bakılırdı.

Çile Çadırı (Ceza Çadırı). — Bir direkli ve kenarları açık çadırdır. Burada suç işleyenler cezalandırılır, etrafı açık olduğu için de, suçluya verilen ceza her taraftan görülürdü.

Çadır, bugün daha ziyade kırda çalışan işçiler, yazlık kamp kuran kimseler ve bazı bölgelerdeki göçebeler tarafından barınma yeri olarak kullanılmaktadır.

Çadır Seçimi Çadır Alırken Neye Dikkat Etmek Gerek

Çadır seçerken nelere dikkat etmek gerekir?
Çadırların sınıflandırılması..
Çadırlar kendi aralarında çok farklı şekillerde sınıflandırılabilirler. Kullanılan mevsimlere göre, tasarımlarına göre, yapılacak aktiviteye göre bunların en yaygın kullanılanlarıdır. Ama tüm dünyada en çok kabul gören sınıflandırma çadırların kullanılan mevsimlere göre sınıflandırılmalarıdır. Bu sınıflandırma 2 mevsim (nadiren yapılır), 3 mevsim, 4 mevsim ve 5 mevsim çadırlar olarak yapılmaktadır.

2 mevsim çadırlar sadece yaz aylarında yağışın hiç beklenmediği ya da çok az bir şekilde çiselediği rüzgarsız koşullar için uygun olabilirler. Genellikle tek bir katmandan oluşurlar ya da sadece çadırın bir miktarını kapayan bir tentesi vardır. Çadırı ayakta tutan pol adı verilen çubuklar genellikle fiberglastan yapılır ve şiddetli rüzgara dayanamazlar.

3 mevsim çadırlar hemen hemen her türlü yağışta rahatlıkla kullanılabilir. Sadece şiddetli rüzgarlı ve rüzgarla birlikte şiddetli yağışın olduğu koşullar için uygun olmayabilirler. Kısacası dağcılık koşulları hariç her türlü koşulda kampçılık için kullanılabilir. Çadır polleri genellikle fiberglas olur, alüminyum kullanan üreticiler de mevcuttur. Dış tente kumaşı yere kadar inerek çadırı her türlü hava şartından korur.

4 mevsim çadırlar dağcılık da dahil olmak üzere her türlü koşullarda konforlu bir şekilde kullanabileceğiniz tipte çadırlardır. Bu çadırlarda kullanılan kumaşlar, poller ve diğer malzemeler zorlu koşullar düşünülerek üretilmiştir. Kış dağcılığında rahatlıkla kullanılabilir.

5 mevsim çadırlar yüksek irtifa dağcılığında kullanılan özel tasarımlara sahip çok güçlü çadırlardır. Bunlarda 4 ya da daha fazla çadır polü kullanılarak dayanım en üst seviyeye çıkartılmıştır.

Çadır tasarımları ve parçaları..
Çadır tasarımları bir çok farklılıklar göstermektedir. Günümüzde en yaygın kullanılan tasarım kubbe formuna sahip “dome çadırlardır”. Bu tip çadırlarda iki ya da daha fazla polün üstten kesişerek kubbe formu elde edilir. Bu şekil sayesinde çadırın iç hacmi eski tasarım üçgen çadırlara oranla daha geniş olduğu gibi rüzgara karşı direnç de daha fazladır.

Çadırda kullanılan iskeleti oluşturan çubuklara genellikle “çadır polü” adı verilir. Bu malzeme çadırdan çadıra göre değişse de ağırlıklı olarak 3 mevsim çadırlarda fiberglas malzeme kullanılır, 4 mevsim ve daha güçlü çadırlarda ise özel ısıl işlemden geçmiş alüminyum malzeme kullanılır. Fiberglas malzeme çok soguk hava şartlarında esneme özelliğini yitirdiği için şiddetli bir rüzgarda çabuk kırılabilir. Buna karşılık alüminyum malzeme ise soğuk koşullarda bile esneyerek çadırın dayanımını arttırır. Pol kalınlıkları 8 – 9,5 mm arasında değişebilir.

Çadırların dış tentesinde ve tabanda kullanılan kumaşlar tamamen su geçirmez kaplama ile işlenmiştir. Bu sayede her türlü yağış koşullarında çadırın içerisine su giremez. Bunun yanında dikişlerin de bantlanmış olmasına dikkat etmekte fayda vardır.

İç tentenin kumaşları içeride oluşan su buharını dışarıya atabilmek için nefes alabilir kumaşlardan üretilirler. Çadırın nefes alabilmesini sağlamak için iç tente ve dış tenteyi mutlaka birbirine temas etmeyecek şekilde kurmak gerekir. Bunu sağlamak için dış tenteyi yardımcı ipler ile mutlaka iyi şekilde germek gerekir.

Çadır kurarken dikkat edilecekler..

Çadırı hava şartlarına göre en uygun yere kurmaya dikkat ediniz.

Çadırın kapısı rüzgara ters yöne bakacak şekilde kurunuz.

Hava koşulları iyi bile olsa mutlaka çadırınızın tentesini iyi şekilde geriniz.

Yanınızda çadır tamir kiti ve yedek ip taşıyınız.

Kar kamparında çadırı rüzgara karşı sağlamlaştırmak için etrafına kar duvarı örebilirsiniz.

Çadırda Nem Nasıl Önlenir?

Sıklıkla çadır kampı yapanlar eninde sonunda çadırda nem oluştuğunu gözlemlerler. Yoğunlaşma olarak adlandırılan bu durum çoğu zaman uyku tulumu, mat, kıyafet gibi malzemelerinizin de ıslanmasına sebep olduğu için can sıkıcı boyutlara ulaşabilir. Sabah kampı toplayıp yola çıkacağınız zaman ıslak kamp malzemesi çantanızı ağırlaştıracak, kapalı yerde uzun süre durursa kurumayacak ve eninde sonunda koku, küflenme gibi sorunlara sebep olacaktır. Bu durumdan korunmak ve sakınmak için çadırda nem oluşturan faktörleri iyi analiz etmelisiniz. Klasik çift tenteli kamp çadırı, tek tenteli ultra hafif çadır veya basit bir tente bile kullanıyorsanız yoğunlaşmanın sebepleri ve korunma yöntemleri farklılık göstermez.

Yoğunlaşma Neden Oluşur?

cadir-nemlenme
Isı farkı ve yetersiz havalandırma sonucu çadırda nemlenme oluşur.

Çadırda nem oluşumundan korunmak için öncelikle bunun sebeplerini ortaya koymakta fayda var. Çadırda oluşan nemin ana kaynağı nefesinizdir. Çadırda uyurken gece boyunca nefesinizle birlikte yaklaşık 1 litre su buharını da vücudunuzdan dışarıya saldığınızı biliyor muydunuz? Çadırda iki kişi kalıyorsanız bu miktar ikiye katlanacaktır. Bu su buharı çadırın tentesi tarafından hapsedilir. Gece dışardaki hava çadırın içindeki havadan daha soğuk olduğu için tenteye çarpan su buharı da soğuyarak yoğunlaşır. Bu durum sıcak havada bir cam bardağa soğuk su koyduğunuzda bardağın dış kısmının hızla ıslanmasıyla eşdeğerdir.

Çadırda nefes yoluyla havaya saldığınız neme ek olarak ıslak malzemeler veya çadırın içinde pişirilen yemek de bu duruma katkıda bulunacaktır. Nemli ve rüzgarsız bir havada kamp alanınızın yakınında bulunan akarsu, göl veya herhangi sulu bir alan da çadırda nem oluşturan dış etkenlerdir.

Çadırda Nem Oluşumu Nasıl Önlenir?

Çadırda uyurken nefes almayın!

Tabii ki çözüm bu değil. Sabah uyandığınızda çadırın içinde yağmur yağdığını görmek hiç de hoş bir durum olmasa da bunu önlemek düşündüğünüzden çok daha kolaydır. Açık havada kamp kurduysanız, yağmur riski yok ise çadırın dış tentesini mümkün mertebe açık bırakın. Böylece çadırın içindeki hava akımını arttırır ve su buharının dışarıya kaçmasına yardımcı olursunuz.havalandirma

Uygun havalandırma ile nem oluşumunu büyük oranda engelleyebilirsiniz.

Kamp alanında hakim bir rüzgar var ise çadırınızın havalandırma bölümlerini rüzgar alacak şekilde kurulum yapmanız da çadırda nem oluşumunu önlemenize yardımcı olacaktır. Buradaki ana fikir çadırın içinde oluşan su buharının en kısa ve etkili yoldan dışarıya çıkmasını sağlamaktır.

Islak malzemenizi mümkünse çadırın dışında tutun. Bahar ve yaz aylarında kamp yapıyorsanız yanınızda bulunan yardımcı iple basit bir çamaşırlık yapabilir ve ıslak malzemenizi asarak hem kurumasını sağlar hem de çadırda nem oluşmasını engellemiş olursunuz.

Akarsu, göl veya deniz gibi suya yakın bölgede kamp yapıyorsanız çadırınızı suyun bulunduğu yerden biraz daha uzakta ve yüksekte kurmanızı öneririm. Gece soğuyan hava ile nem alçak bölgelere çökecektir. 5-10 metre yükseklik bile size avantaj sağlayabilir.

Yağmurda Nemi Engelleme

Unutmayın ki hava yağmurlu veya açık olsa da rüzgarın yönüne göre çadırı kurmanız havalandırma sağlamak açısından büyük önem taşımaktadır.

Yağmurlu bir havada kamp yapıyorsanız ve çadırınız klasik çift tenteli ise dış tentenin mümkün olduğunca gergin, iç tenteden uzak olmasına özen gösterin. Özellikle yanlarda ve köşelerde gerginliği ve iç tente ile arasında kalan boşluğu dikkatlice kontrol etmelisiniz. Kimi modellerde dış tente çadırın zeminine bir klips ile bağlanmaktadır. Bu tür modellerde ek kazık kullanarak dış tentenin köşelerini biraz daha uzakta tutabilirsiniz. Böylece hava akışını arttırmış olursunuz.

cadir-koruma-nem

Fazladan havalandırma için çadırın giriş kısmını uygun şekilde açık bırakabilirsiniz.

Bir diğer yöntem de yürüyüş batonu veya çevreden bulacağınız sağlam bir dal ile çadırın giriş kısmını yarı açık kalacak şekilde sabitlemektir. Çadırınızın modeline göre havalandırma ile korunma arasında bir dengeyi tutturmanız mümkün.

Islak Çadır Nasıl Toplanır?

Tüm çabalarınıza rağmen bulunduğunuz bölge, mevsim ve hava koşulları sebebiyle sabah uyandığınızda ıslak bir çadırla karşılaşmanız da mümkündür. Eğer aceleniz yok ise çadırı güneş alan bir yere taşıyın. Tüm fermuarları açın ve kurumasını bekleyin. En fazla 5-10 dakika içinde çadırınız kuruyacaktır. Bunu yapmak için vaktiniz yoksa veya çok nemli bir yerdeyseniz yanınızda bulunan ufak mikro fiber havlu ile çadırın nemini silebilirsiniz.

Bir takım sebeplerden dolayı çadırınızı ıslak bir halde toplamak zorunda kalırsanız üzülmeyin. Çadırlar bir gün ıslak kaldığı için zarar görecek veya çürüyecek kadar dandik malzeme değildir. Böyle durumlarda gün içinde fırsat bulursanız çadırınızı güneşlendirin veya akşam geç vakte kalmadan kampınızı kurup çadırın kuruması için vakit bırakın.

Kamp yaparken çadırda nem sorunu ile karşılaştınız mı? Bu durumla nasıl başa çıktığınızı aşağıdaki yorum bölümünü kullanarak paylaşabilirsiniz.

ÇATILI TİP AFET ÇADIRI

En : 400 cm
Boy : 400 cm ve farklı ölçülerde
Yan Yükseklik :180 cm
Orta Yükseklik : 250 cm
• Dış kaplama malzemesi keçe laminasyonlu PVC brandadır. Bu sayede su geçirgenliği ve terlemeyi
önler.
• Yüksek mukavemetli, özel tasarım plastik bağlantı elemanları sayesinde elektrik iletkenliğini
önlemesinin yanı sıra kurulum ve nakliye kolaylığı sağlamaktadır.
• Bölünebilir iç tasarımı sayesinde farklı yaşam alanları oluşturulmaktadır.
• Renk seçenekleriyle askeri kamplarda da kullanılmaktadır.